Canavarların Korkulu Rüyası The Witcher Yeniden Bizimle!
29 Ağustos

"Ben bir Witcher'ım. Yapay olarak yaratılmış bir mutant. Para karşılığında canavar öldürürüm. Anne babaları bedelini öderlerse çocukları korurum. Parasını Nilfgaardlı anne babalar öderlerse Nilfgaardlı çocukları da korurum. Dünya harap olsa bile —ki bunu hiç sanmıyorum— bir canavar beni öldürünceye kadar bu dünyanın harabeleri üzerinde canavar öldürmeyi sürdürürüm. Bu benim yazgım."


Bir zamanlar oyun meraklılarının başından ayrılamadıkları, Andrzej Sapkowski’nin dünyaca bilinen eseri “The Witcher”dan uyarlanan efsanevi oyun, bu kez dizi olarak karşımıza çıkıyor. Bilim kurgu ve fantastik türe meraklı olanların heyecanla bekledikleri ve Game of Thrones’un varisi olarak nitelendirilen yapım, kitabı da yeniden gündeme getirdi. Henüz sadece bir fragman yayımlanmış olsa da herkes canavar avcısı Geralt’ın ekrana yansıyacak maceralarını izlemek için sabırsızlanıyor. Biz de bu vesileyle dünyada çok okunan bu seriyi Kidega Blog okuyucuları için mercek altına almak istedik.

Kısa hikâyeleri ve romanıyla 5 kez Polonya’nın en iyi bilim kurgu ve fantezi öykülerine verilen Zajdel ödülünü almaya hak kazanan yazar Andrzej Sapkowski’nin “The Witcher” serisiyle okuyucunun ilk tanışması 1986 yılında oldu. Polonya’nın en çok okunan fantastik edebiyat dergilerinden biri olan Fantastyka’da ilk kez kısa bir hikâye olarak karşımıza çıkan “The Witcher”, okuyucuların ilgisini çekerken eleştirmenlerin de övgüsünü kazandı. 1992 yılında serinin ilk kitabının yayımlanmasıyla tabiri caizse The Witcher çılgınlığı da başlamış oldu. 

“İngiltere için Tolkien, Amerika için George R. R. Martin neyse Doğu Avrupa için Sapkowski odur.” Andrzej Sapkowski’nin adını araştırmaya başladığınızda pek çok kaynakta karşınızda çıkan ilk cümle bu olacaktır. Yarattığı fantastik dünyayla sadece kendi ülkesinde değil, farklı dillerde de okuyucuyla buluşan yazar, Polityka’s Passport Ödülünü de almış isimlerden biri. The Witcher serisi ile fantastik türde yeni bir açılım yaptığı düşünülen yazar derinlikli karakterler yaratmak konusunda oldukça başarılı.


Fantastik türün önde gelen romanlarından: The Witcher 


The Witcher için eleştirmenler ve okuyucular tarafından yapılan pek çok yorum arasında kuşkusuz öne en çok çıkanlardan biri; soluksuz okuyacağınız bir eser olması. Henüz küçük bir çocukken seçilen ve eğitilerek bir canavar avcısına dönüşen Geralt ile bizi tekinsiz bir dünyaya davet eden yazar, bize masalların karanlık yüzlerini gösteriyor. Bu kez karşımızda bize umut veren masallar, kalbimizi ısıtan periler, dilek hakkı sunan cinler yok. Barış içinde yaşayan elfler, cüceler ve insanlar için zaman değişiyor, farklı ırklar arasında amansız bir mücadele başlıyor. Yazgısı canavar öldürmek olan, kendi ahlaki kurallarını geliştirmiş Geralt’ın ölümcül canavarların peşine düştüğü, hayatta kalmak için savaştığı, kehanetlerde adı geçen Ciri’yi hayatı pahasına korumaya çalıştığı bu dünyada okuyucuyu da nefes kesen bir macera ve sınırları olmayan bir hayal gücü bekliyor.   

Serinin yayımlanan ilk kitabı Son Dilek, 2. kitabı Kader Kılıcı olsa da 3. kitap olarak yayımlanan Elflerin Kanı aslında serinin ilk romanı. Dünyanın kaderini ellerinde tutan Geralt’ın başlangıç hikâyesi olan kitabın ardından seri Nefret Çağı, Ateşle İmtihan ve henüz kısa bir süre önce raflarda yerini alan Kırlangıç Kulesi ile devam ediyor. Geralt ve arkadaşlarının insanların yaratıklardan daha tehlikeli ve kötü olduğu bir dünyada geçen destansı macerası türün en iyi örneklerinden biri. Bu epik eseri benzerlerinden ayıran en önemli özelliği ise; hiçbir şeyin sadece iyi veya kötü olmadığını incelikli bir anlatımla okuyucuya sunuyor olması. Tanıdık hikâyeleri başka türlü ele almak konusunda oldukça başarılı olan bu eser, başta türün meraklıları olmak üzere tüm okuyucuların ilgisini çekecek nitelikte.


Hikâyesi ve oyuncularıyla şimdiden merak konusu


Otoriteler tarafından gelmiş geçmiş en iyi oyun olarak tanımlanan ve milyonları bilgisayar başına toplayan The Witcher yazının başında da belirttiğimiz gibi bu kez Netflix yapımı olarak karşımıza çıkıyor. Dizinin yayımlanma tarihi henüz resmi olarak açıklanmasa da Aralık ayında ekranlarda olacağı tahmin ediliyor. Dizide, masumların savunucusu Geralt’ı 2016 yapımı Batman ve Superman: Adaletin Şafağı adlı filmde Superman olarak izlediğimiz Henry Cavill canlandıracak. Anya Chalotra ve Freya Allan gibi genç isimlerin diğer başrol oyuncuları olarak karşımıza çıkacağı dizinin yapımcısı ise Daredevil, The Umbrella Academy gibi yapımlardan tanıdığımız Lauren Schmidt. 

Hikâyesi ve oyuncu kadrosuyla dikkat çeken ve merakla beklenen dizi henüz yayımlanmaya başlamasa da kitapla ne kadar paralel bir hikâyeyi işleyeceği tartışma konusu oldu bile. “En korkunç canavarlar, bizim yarattıklarımızdır” sözüyle öne çıkan dizinin 8 bölümden oluşacağı öngörülüyor. Temmuz ayının başında Netflix Türkiye’nin “Canavarlar saklanacak yer bakmaya başlasa iyi olur. The Witcher geliyor.” duyurusuyla ilk görseli yayımladığı diziyi bizler de merakla bekliyoruz. 

Kitaplara daha yakından bakın: