Hermann Hesse: Varoluşsal Arayışların Yazarı
2 hafta önce

Hermann Hesse


20'nci yüzyılın en önemli yazarlarından biri kabul edilen Hermann Hesse sadece eserleriyle değil, savaş karşıtı söylemleri, insancıl yönleriyle de okuyucunun kalbinde yer etmiş yazarlardan biri. Savaşın en karanlık yüzünü görmüş, ağır bunalımlardan geçmiş usta yazar kendi yaşamından da izler taşıyan kılavuz niteliğindeki eserleriyle tüm dünyanın en çok okuduğu yazarlardan biri olmayı başarmıştır. Bu yazımızda usta yazarı ve eserlerini mercek altına alıyoruz.



Kısaca hayatı

2 Temmuz 1877 yılında Almanya’nın Calw kasabasında doğan yazar, okul yıllarının çoğunu Wuerttemberg kentindeki yatılı okullarda geçirdi. Her zaman iyi bir öğrenci olan Hesse, dindar ailesinin etkisiyle bir süre Maulbronn İlahiyat Okulu’nda okudu ancak kısa bir süre sonra eğitim sistemini sorgulayarak ailesine karşı gelip okulu bıraktı. Bir süre kitapçı ve antikacıda çalışan Hesse, o dönemde şiirler yazmış olsa da edebiyat dünyasına gerçek anlamıyla girişi 1904 yılında basılan ilk romanı Peter Camenzind ile oldu. O yıllarda ilk evliliğini yapan yazar, 1. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle zor günler geçirdi. Savaş karşıtı yazılarıyla Alman milliyetçiliğini eleştiren Hesse, kendi ülkesinde yasaklı isimler arasına girdi. Eserleri yayımlanmayan, ağır eleştirilere maruz kalan yazar 1923 yılında İsviçre vatandaşlığına geçti. İlk evliliğinin bitmesinin ardından ikinci evliliğine kadar uzun yıllar yalnız yaşayan Hesse savaş döneminin zorlu günlerini ağır bir depresyonla geçirdi. Tüm bunlara kişisel problemleri de eklenince Jung’un öğrencisi Lang’dan psikanaliz tedavisi gördü. Lang ile olan dostluğu aynı zamanda yazarın iç dünyasının gelişmesini sağlayarak şiirlerinde de etkisini göstermiştir. Yazarın eserlerinde öne çıkan ve tüm dünya tarafından tanınmasını sağlayan bir başka önemli tema da Budizm’dir. Yazarlık kariyerinin ilk zamanlarında beklediği başarıyı yakalayamayan, yaşamının sıkıntılı bir döneminde Hindistan’a giden Hesse, etkilendiği Doğu felsefesine kitaplarında sıklıkla yer vermiştir. Hümanist söylemleriyle öne çıkan yazar daha önce de pek çok kez aday gösterilse de 1946 yılında Boncuk Oyunu adlı kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır. 1960 yılında Budizm akımının etkisiyle daha geniş kitleler tarafından okunmaya başlayan yazar, Amerikan hippi gençliğinin de sevdiği yazarlardan biri olmuştur. Bugün ölümsüz eserleriyle hâlâ kitleleri etkileyen Hermann Hesse, 1962 yılında İsviçre'de öldü.


Yazarın öne çıkan eserleri

Çocukluğundan söz ettiği yazılarda 12 yaşından beri hep şair olmak istediğini söyleyen yazar için bu hayâli gerçekleştirmek kolay olmadı. İlk şiirini 25 yaşında yazan Hesse, çok ses getirmeyen yayınların ardından ilk romanı “Peter Camenzind” ile edebiyat dünyasına sağlam bir giriş yaptı. Yazarı bir anda üne kavuşturan roman yazarın kendi yaşamından da önemli izler taşıyordu. İlk romanı, yazarın yine kendi yaşam öyküsüyle paralellikler taşıyan “Çarklar Arasında” takip etti. Yazar kitabında, tıpkı yaşamında olduğu gibi, başarılı olma isteği ve bununla birlikte gelen baskıları üzerinde hisseden yetenekli Hans ile okulda tanıştığı Hermann üzerinden eğitim sistemini sorgular.

Güzel sanatlarla her zaman derinlikli bir ilişki kuran yazar, müziğe olan ilgisini Gertrud adlı eseriyle ortaya koymuştur. Müziğin başrolde olduğu, bir müzisyenin portresini çizdiği eser, Thomas Mann’a da Nobel ödülü kazanan kitabı Doktor Faustus’u yazarken esin kaynağı olmuştur.

Müzikle beraber ressamlık da her zaman yazarın sanatçı kişiliğinin bir parçasıydı. Yazar Rosshalde adlı eserinde bu kez yine kendi yaşamının dönüm noktalarına yer veriyor. Trajik olayların akabinde kendini sanatına adayarak Hindistan’a giden bir ressamın hikâyesini konu alan kitap yine yazarın aynı zamanda kendi yaşamından izler taşıyan, hatta belki de kendi sorularına cevap aradığı bir eser olarak dikkat çekiyor.

Yazarın öne çıkan bir başka eseri ise Demian’dır. Gençlik ve öğrencilik üzerine yazılmış derinlikli bir roman olan Demian yazarın babasını kaybettiği, oğlunun hastalığıyla boğuştuğu sancılı günlerin etkisinde yazılmıştır. Yazarın yaşadığı bunalımı yansıttığı, korkularına yer verdiği Demian önce Emil Sinclair adıyla yayımlanmış, yazarın gerçek kimliği daha sonraki baskılarda okuyucuyla paylaşılmıştır.


Bir başyapıt: Siddhartha

"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır..."

Henry Miller


Yazarın bilinen başlıca eserleri arasında ülkemiz okuyucusunu da derinden etkileyen Siddharta yer alıyor. Yazarın etkilendiği doğu kültürünün yoğun izlerini taşıyan Siddharta, Buddha'nın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla okuyucuya sunar. Doğu mistisizmini yücelten ve tüm dünyada kutsal bir kitap gibi okunan eser yazarın insancıl yanını en naif biçimde gözler önüne seren eserlerinden biridir.


Yazarı keşfederken es geçmemeniz gereken diğer eserler

Uçarı bir yaşam hayali kuran bir düşün insanının gelgitlerini anlatan Bozkırkurdu, yazarın ülkemizde de çok okunan bir başka eseri. Thomas Mann’ın "Bozkırkurdu'nun, deneysel cesaret anlamında Ulysses'ten aşağı kalmayan bir yapıt olduğunu söylemeye gerek var mı? Bozkırkurdu, okumanın ne demek olduğunu uzun zamandır ilk kez hatırlattı bana." sözleri, insanın varoluşunu sorgulayan bu eserin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya yeter de artar bile.

Dünya görüşleri çok farklı iki insanın sıradışı dostluğunu, yaşam, ölüm, sanat, us, aşk, tutku ve cinselliği irdeleyerek anlattığı Narziss ve Goldmund, yazarın hayranlık duyduğu Doğu felsefesini temel alan Doğu Yolculuğu, yazarın 'Yaşlılık dönemine kadar yazdığım en iyi kitap' olarak nitelendirdiği Kaplıcada Bir Konuk yazarı gerçek anlamıyla keşfetmek isteyen okuyucuların es geçmemesi gereken eserler.


Yazara Nobel Edebiyat Ödülü’nü getiren kitap: Boncuk Oyunu

Yazarın tüm eserleri arasında sıyrılan kitap ise yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük payı olan Boncuk Oyunu. Tüm dünyanın savaşın zalim yüzüyle karşılaştığı yıllarda yazılan bu eser, Batı'nın toplumsal dayatmalarına karşı Doğu'nun bireysel özgürlüğünü yüceltenleri selamlıyor. Kitap, Doğu ve Batı felsefelerinin kusursuz bir bileşiminden oluşan yeni ve ütopik bir dünyayı okuyucuya sunarken, Tanrı’nın kavramlarda ve kitaplarda değil, insanın içinde olduğunun altını çiziyor.




Kitaplara daha yakından bakın: