İran Devrimi’nin İdeoloğu Ali Şeriati
4 hafta önce

“Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece degildir, fakirlik "düşünmeden" geçirilen bir gecedir."  

 -Ali Şeriati



Batının aklı, doğunun yüreği ile düşünen, kısacık yaşamına onlarca kitap, ders notu ve makale sığdırmış, yazar, düşünür, çevirmen Ali Şeriati, “bizi rahatsız etmek” için geldiğini çekinmeden dile getiren bir entelektüeldi. İran’ın bu en ütopyacı müslümanı, sürekli devrimci kalmayı savunan sosyalist bir düşünür, fikirleriyle verdiği rahatsızlıktan ötürü islam aleminde pek kıymet görmeyen önemli bir şahsiyetti. Tarihte her zaman haksızlıklara karşı durdu, insan onuru ve özgürlüğünü ön planda tuttu Ali Şeriati. Sadece Şii geleneğine değil, batı modernizmine de eleştirilerini yöneltti.

İran Devrimi’nin gerçek ideoloğu Ali Şeriati’nin katkıları, islam cumhuriyeti liderleri tarafından hep yok sayılır. Oysa, Şeriati ilhamını hem İslamın içinden hem de batı sosyolojisinden -özellikle de Marksist sosyolojiden- alırken, müslüman teolojisinden de etkilenmiş bir entelektüeldir. Şeriati’nin esas yaptığı, batılı düşünürlerin devrimci teorilerini şiilik çevresinde, İran’a uyarlama çabasıdır aslında. Maalesef hapis, sürgün ve suikastle ödüllendirilmiştir neticesinde.


Hayatı

Ali Şeriati, Horasan Eyaleti’nde, Meşhed yakınlarında bir köyde dünyaya gözlerini açtı. Babası muhafazakar ulema tarafından Sünni hatta Bahai olarak görülen reformist bir din adamıydı. Henüz genç bir çocukken bile babasının düzenlediği tartışma gruplarına katılan, babasının fikilerinden etkilenen Şeriati, 1940’ların sonuna doğru, yine babası ile birlikte küçük bir sosyalist harekete dahil oldu.

Meşhed Koleji’nde eğitim alan Ali Şeriati, 1953’te mezun olduktan sonra da, kendi eyaletindeki ilkokullarda öğretmenlik yapmaya devam etti. Bir yandan da çeviriler yapan genç adam, “Ebu Zerr: Müslüman Sosyalist” adlı eserin sahibi Abdülhamid el-Sahar adlı radikal Mısırlı bir romancı ile tanıştı. Ebu Zerr’i, müslüman ülkelerdeki pek çok radikal gibi, Ali Şeriati de ilk sosyalist / anarşist müslüman sayıyordu.

Yüksek lisansını Meşhed Üniversitesi’nde Arapça ve Fransızca üzerine yapan Şeriati, devlet bursu kazanarak, 1960 yılında doktora için Sorbonne Üniversitesi’ne gitti.

Cezayir ve Küba halk devrimleri ile dalgalanan Paris’in politik ortamı, Ali Şeriati’yi de etkiledi. 1961-1962'de İran tarihinin önemli bir başka figürü Musaddık’ın dindar takipçileri tarafından kurulan İran Öğrenci Konfederasyonu ve İran Kurtuluş Hareketi'ne katıldı. Bu süre içinde, 2 tane aylık dergi çıkardı, Cezayir ulusal direnişine destek verdi. Massignon gibi ünlü oryantalistlerden dersler alırken, Jean-Paul Sartre, Franz Fanon, Che Guevara ve Roger Garaudy gibi politik isimlerden etkilendi. Sartre ve George Gurwitch, Jaques Berque ile kişisel tanışıklığı vardı. Guevara, Derrida ve Frantz Fanon’un da kitaplarını çevirdi.

Gelişmemiş ülkelerin Batı emperyalizmine karşı çıkmak için, kendi geleneksel dinlerinden vaz geçmeleri gerektiğini savunan Fanon’u çevirirken, bu görüşe karşı çıktı. Ona göre, bu ülkeler batıya meydan okumadan önce, bilakis, kendi dini kökenlerini sahiplenmeliydiler.

1965’te İran’a dönen Ali Şeriati, 6 ay hapis yatıp, Tahran Üniversitesi’nde önerilen kürsü teklifini reddettikten sonra, Horasan’a dönerek, 1967 senesine kadar Meşhed Üniversitesi’nde ders verdi.


"I have no religion, but if I were to choose one, it would be that of Shariati's"
“Bir dine bağlı değilim ama seçmem gerekse Şeriati’nin inandığı din olurdu”

- Jean Paul Sartre”


1967'de Tahran'a giderek konferanslar vermeye başladı. 5 sene boyunca konferans ve derslerine devam ederken, ders kayıtları broşür olarak basıldı, ders kasetleri elden ele dolaşarak, haldeki düzenden hoşnut olmayan aydın ve gençler arasında kısa sürede popüler oldu. Bu süreçte reformist Mutahhari ve şu anki dini lider Ali Hamaney ile çalışmalar yaptığı da biliniyor. 1972’de Şeriati’nin artan popülaritesi, Şah’ın gizli polis sistemi SAVAK’ta kaygı uyandırdı. Öğrenciliği sırasında da tutuklanıp, zindana atılmıştı, dolayısı ile mimliydi.



Savak, CIA yardımıyla kurulan özel istihbarat birimi, ülke çapında hatta Avrupa’da faaliyet gösteren, korkunç yöntemlerle insanlara işkence yapan, öldüren, takip eden ama resmi olarak ortada görünmeyen bir örgüttü. Yine o dönemde İran’da, kraliyet ve aristokratların kusurlarını eleştirici nitelikte olduğu için Shakespeare ve Moliere’in oyunlarını yasaklayan da Savak. İsfahan’da Savak işkenceleri, dudakları uçuklatacak derecede korkunç. İnsanlar, açlıktan kudurmuş kedilerle dolu torbalara atılıp, zehirli yılanların olduğu kuyulara sarkıtılmışlar.



Ders verdiği konferans salonunun SAVAK güçlerince kapatılmasından sonra, Şeriati tutuklanıp, “İslam Marksizmini” savunmakla suçlanarak hapse atıldı. 18 ayı bir hücrede geçirdi. 1975’te ev hapsine alınan Ali Şeriati’nin 77’ye kadar yurtdışına çıkmasına izin verilmedi. Londra’ya gittikten bir ay sonra ise, henüz 43 yaşındayken, ideoloğu olduğu islam devrimini göremeden hayatını

kaybetti. Kalp krizi nedeniyle öldüğü söylenen Şeriati’nin, hükümet tarafından yani batılıların modern görüp pek sevdiği Şah Rıza Pehlevi’nin emri ile zehirlendiği biliniyor.


Ali Şeriati İdeolojisi

Şeriati ideolojik olarak, 3. dünya ülkelerinin eş zamanlı iki devrim yapması gerektiğini söyler. Bunlardan birisi, emperyal egemenliğe son verecek, ulusal devrimdir. Diğeri ise sınıfsız bir toplum kurarak, kapitalizmi ortadan kaldıracak toplumsal devrimdir. Ali Şeriati bu iki devrimi de aydınların (Rushanfekran: entelijansiya) elinde olduğunu söyler. Çünkü hem dünyayı ve batıyı tanıyan hem de toplumun iç çelişkilerini bilen, sınıf kavramına aşina olan kesim entelektüellerdir.

Hz. Muhammed'in sadece dini bir cemaat değil, ilerleme ve sosyal adalete yönelik sürekli hareket halinde bir ümmet kurmaya geldiğinin altını çizer. Peygamberin niyeti sadece tek tanrılı bir dinin değil, “erdem”, “adalet”, “eşitlik”, “insan kardeşliği” için ortak mücadele ile bir araya getirilen nezam- e tawhid (üniter ve sınıfsız bir toplum) kurmaktır.

Şeriati, mollaların sahip olduğu din anlayışının çağımızın sorunlarını çözmede yetersiz olduğunu net olarak görür. Kaba marksizme ve batı modernizmine yönelttiği eleştirilerden çok daha fazlasını, on iki yüzyılı aşan bir süredir, egemen sınıflarca propaganda malzemesi yapılan muhafazakar islama yöneltir.


Şeriati ve Marksizm

Şeriati’nin “Müslüman olamıyorsanız, Marksist olun” cümlesinde kastettiği Marx, sınıfsız toplum ideali sunan, ezen ve ezilenden bahseden Marx’tır. Ortodoks Komünist partilerin “kurumsallaşmış” Marksizmini reddeder. Bu partileri pek çok açıdan eleştirir, Cezayir, Tunus ve Vietnam gibi yerlerde ulusal kurtuluş hareketlerine yardım etmemekle suçlar.

Şeriati’nin komünist parti eleştirilerinden İran'daki Tudeh Partisi de nasibini alır. Tudeh’i, henüz sanayi devrimini tamamlamamış İran’a, batıdan aldığı şekli ile Marksizmi mekanik bir şekilde uygulamakla suçlar. Partinin, kamuya gerçek Marksizmi öğretmediğini ve Das Kapital gibi klasikleri dahi çevirmediğini söyler. Bunun yerine, Tudeh, “İnsanlığın Materyalist Kavramı”, “Tarihsel Materyalizm” gibi ateizm içeren başlıkları yayınlayarak ülkenin dini duyarlılıklarını kırmıştır.

Şeriati ve İslam

Şeriati sıklıkla gerçek İslam'a dönüşün 'ulema' değil, ilerici entelijansiya tarafından yönetileceğini vurgular. İslami “Rönesans” ve Aydınlanma’nın geleneksel din adamlarından ziyade aydınlar tarafından yapılacağını savunur. “Din’e Karşı Din” başlıklı bir konferansta, modern çağda entelijansiyanın dinin gerçek tercümanları olduğunu dile getirir. “Beklentiler” başlıklı bir broşürde de, skolastik öğretini ilahiyatçıların elinde olabileceğini, fakat gerçek İslam'ın mücahit ve devrimci aydınlar olan Ebu Zarr'a ait olduğunu söyler.

“Kur'an'ın kafir kelimesini nasıl kullandığını dikkatlice inceleyin . Bu kelime sadece harekete geçmeyi reddedenleri tanımlamak için kullanılır. Metafiziği ya da Tanrı'nın, Ruh'un ve Diriliş'in varlığını reddedenleri tarif etmek için asla kullanılmaz.” der.


Şeriati ve Bugünkü İran

İslam Devrimi sırasında, modern İran'ın en popüler yazarı olan Şeriati, ders kasetleri okuma yazma bilmeyenler arasında bile yaygın bir şekilde dolaşan, aydınlar arasında çok popüler olan bir devrimciydi. Eserleri yeniden basılıyor, sloganları gösterilerde söyleniyor ve fikirleri devrimciler, özellikle radikal lise öğrencileri tarafından serbestçe tartışılıyordu. Aslında, onun fikirleri Ayetullah Humeyni'ninkilerden çok daha iyi biliniyordu. Bu nedenle Şeriati, İslam Devrimi'nin ideoloğu kabul edilir.

Bu benzeri görülmemiş popülarite, şayet Şeriati yaşasaydı, Humeyni ve yandaşları tarafından tehdit olarak algılanabilirdi. Şahın gizli örgütü SAVAK’ın, Humeyni ile birlikte sadece isim değiştirerek SAVAMA olması ve ilk iş; devrimi birlikte yaptığı muhalifleri avlamaya başlaması bize bu konuda bir fikir verebilir.

Yine de bugün yaşasaydı Ali Şeriati’nin nerede duracağını bilemeyiz. Takipçilerinin büyük bir kısmı Halkın Mücahitleri Örgütü’ne katılırken, sessiz bir çoğunluk İslam Cumhuriyeti’ni desteklemeye devam ediyor.




Kaynaklar / Referanslar

‘Ali Shariati , İslambilim , Ders 13, s. 7-8. 2) Dr. Musaddık: İran tarihinde Şah otoritesini delip, kısa süre de olsa özgürlük illüzyonu yaratan en önemli şahsiyet Musaddık’tı. Dr. Musaddık, 1951’de muhalefeti geçip başbakan olduğunda, petrolün ulusallaştırılmasını parlementoya kabul ettiriyor, yıllarca yalakalıkta birinci sırayı kimseye kaptırmamış Şah’ın aksine, batıya delice kafa tutuyor. Neyse ki Şah o sıralarda, yeni oyuncağı uçağıyla eğlence alemlerine daldığı için, halkının kısa süreli mutluluğu ve coşkusunu görüp üzüntüye gark olmuyor. Bu bir ütopyaydı diyor İranlılar. ‘Sadece 2 sene sürdü’. Hükümet CIA müdahalesi ile devrilince, Musaddık 3 yıllığına hapse, tüm yetkiler ve petrol de tabii ki Şah’a gitti.

Olaylarda 5000 kişi kurşuna dizilmiş, İhtiyar Mossy (İngilizlerin ona taktığı adıyla), İran Halkına uzun aralardan sonra ‘düşünen varlıklar’ olduklarını hatırlatmıştı.


(“BÜYÜK UYGARLIK PROJESİ ile MOLLALAR ARASINDA SIKIŞMIŞ BİR ULUSA AĞIT“ Deniz Karabacak, Tahran 2004)
Şahların Şahı - Ryszard Kapuscinski
Yaralı Bilinç - Daryush Shayegan