Usta Yazarlar Yazmak Konusunda Ne Düşünüyor?
3 Aralık
Yazmak bir eylemdir. Bazen hayata karşı bir duruş, bazen hayatı daha iyi anlamak için bir yöntem. Bazen yaraya ilaç, bazense yeni fikirleri doğurmak için kışkırtıcı bir süreç. Usta yazarların yaşamları kadar merak edilen başka bir konu da neden yazdıklarıdır. Bu yazımızda büyük yazarların yazma eylemi üzerine değerlendirmelerine yer vereceğiz. 



Usta Yazarlar Neden Yazıyor? 


Yazarlara en sık sorulan sorulardan biri budur hiç şüphesiz: “Neden yazıyorsunuz?” Burada farklı farklı cevaplar gelse de yazarların büyük kısmı çoğu zaman yazmanın onlar için bir gereklilik olduğunun altını çiziyor. 

“Ben Robot”, “Vakıf” gibi eserleriyle bilim kurgunun babası olarak anılan Isaac Asimov "Hangi nedenle nefes alıyorsam, o sebeple yazıyorum. Zira, yazma uğraşım olmazsa sanırım ölürüm." diyerek yazmanın kendisi için bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu en güzel biçimde vurgulayanlardan... 

Sait Faik’in, “Son Kuşlar” adlı kitabında yazmak üzerine sarf ettiği şu cümleleri de en az Asimov’un cümleleri kadar güçlü; “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada‘nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” Türk hikâyeciliği dendiğinde akla gelen ilk isim olan Sait Faik’in , yazarların da pek sevdiği bu derinlikli cümlesi yazmanın bir tutkunun ötesinde bir tavır olduğunu ortaya koyuyor.

“Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” ile dünya çapında en sevilen yazarlardan biri olan Milan Kundera "Kimsenin söylemediğini söylemek zorunda olduğumuz için yazıyorum. Kimsenin söylemediğini söylemek, herkesin söylediğinin tersini söylemek anlamına gelir. Demek ki, yazmak tersini söylemek zevkidir." diye cevap veriyor neden yazdığı sorusuna... 

İtalyan edebiyatının ünlü yazarlarından Italo Calvino ise yazarlığı “Yazar bir başına var olmaz. Ancak yazdığı yazılarla vardır. Onları çıkardığınızda geriye sıradan bir insan kalır.” diyerek yazarlığı bambaşka bir mertebeye taşıyor. 

“Sineklerin Tanrısı” adlı kitabıyla büyük bir üne kavuşan Nobel ödüllü yazar William Golding  yazarlığın tanımının çok da kolay yapılamayacağını şu cümlelerle vurguluyor: “Son elli altmış yıl içinde, bu konuda kesin bir cevap vermek benim için zorlaştı diyebilirim.” 

“Hayvan Çiftliği”, “1984” gibi 20.yy'ın en etkili eserlerine imza atan George Orwell“Neden Yazıyorum” adlı deneme kitabında, hayatının bir döneminde kendisine ya da başkalarına yönelttiği, beylik “Neden Yazıyorum?” sorusuna politik ve insani gözlemlerle yoğurduğu cevaplar veriyor. Yazarın şu cümleleriyse oldukça çarpıcı: “Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve yazma dürtülerinin altında bir gizem yatar. Kitap yazmak, acıdan kıvrandıran bir hastalığın uzun süren nöbetleri gibi insanı yiyip bitiren korkunç bir mücadeledir. İnsan, karşı koyamayacağı ve anlayamayacağı bir iblis tarafından itilmese kesinlikle böyle bir işe kalkışmazdı. Biliyoruz ki bu iblis herkeste vardır ve bir bebeğin ilgi çekmek için ciyak ciyak ağlamasına yol açan içgüdünün aynısıdır. Fakat yine de sürekli kendi kişiliğini gizleme mücadelesi vermediği sürece insanın okunabilir hiçbir şey yazamayacağı da bir o kadar doğru.” 

Eserlerinin değeri öldükten sonra anlaşılan ve yaşamını oldukça sıkıntılar içinde geçiren Gustave Flaubert ise kendi yaşamının da etkisiyle şöyle diyor yazma eylemi için: "Yazmak bir köpeğin hayatı gibidir ama yaşamaya değer tek hayat da odur." 

Kimileri sevdiği için, kimileri yapabildiği en iyi şey bu olduğu için, bazıları hayatını kazanmak için, bazıları da dostları kendisini daha çok sevsin diye yazdığını açıklıyor. Tabii bir de dünya klasiklerine imza atmış Balzac’ın yaptığı gibi samimi açıklamalar da var; “Zengin ve ünlü olmak için”. Motivasyonlar başka başka olsa da yazmak o kadar büyülü bir dünya ki; hep bir neden bulunuyor... 


Yazmanın İlk Adımı Çok Okumaktan Geçer 


Pek çok yazar ise yazma eylemini okumaktan bağımsız düşünemiyor. Yazmanın temelinde çok okumak olduğunu düşünen yazarlar hiç de az değil. Korku edebiyatının usta ismi Stephen King,  “Yazma Sanatı”  adlı kitabında “Okumak bir yazarın yaşamının yaratıcılık merkezidir.” diyor. Yine aynı kitapta okumanın önemini şu cümleyle vurguluyor; “Okuyun, okuyun ve okuyun. Eğer okuyacak vaktiniz yoksa yazmak için de ne vaktiniz ne de malzemeniz yok demektir.” 

Dünya ve Japon edebiyatının usta yazarlarından Haruki Murakami de yazmanın öncelikli koşulunun okumak olduğunu düşünenlerden. Eserleri dünyanın pek çok diline çevrilen Murakami yazmak üzerine önerilerini derlediği 2015 tarihli “So What Shall I Write About?” başlıklı makalesinde şu cümlelere yer veriyor: “Roman yazarı olmak isteyenlerin ilk işinin tonlarca roman okumak olduğunu düşünüyorum. Böyle basmakalıp bir gözlemle başladığım için üzgünüm ancak bundan daha iyi bir eğitim olamaz. Roman yazmak için önce bir romanın fiziksel olarak nasıl oluşturulduğunu anlamalısınız. Özellikle gençken mümkün olduğunca çok roman üzerinden geçmeniz önemlidir. Her şeyi ele alabilirsiniz – büyük romanlar, o kadar da büyük olmayan romanlar, berbat romanlar – okumaya devam ettiğiniz sürece önemi yok.”



Kitaplara daha yakından bakın: