Yazar Olmayı Hiç İstemeyen Yazar: Agatha Christie
15 Eylül
İlk öyküsünü, şiirini çok küçük yaşlarda yazmış pek çok şair ve yazar olduğunu biliriz. Tıpkı Agatha Christie gibi! Polisiyenin kraliçesi, ilk kez on bir yaşında bir şiiri ile Londra Gazetesi’nde boy gösterir. Fakat yazar olmaya pek de niyeti yoktur...

Ergenlik dönemlerinde de bir dizi kısa öykü yazan, şiir incelemesi yayımlarında birçok şiiri yayımlanan Christie’nin ailesi, onun grip hastalığıyla yatakta geçirdiği dönemlerinde daha fazla kısa öyküler yazmaya şevk etmiş; bu sayede yazma tutkusu onun da ruhuna işlemiştir.

Fakat polisiye, sonradan gelir.

Kız kardeşi, Agatha Christie’ye bir dedektiflik öyküsü yazma konusunda meydan okur ve olaylar gelişir...

Konuştuğundan Fazla Dinleyen Göründüğünden Fazla Gören


Başarılı bir polisiyenin sırrı, iyi bir gözlem yeteneğinden geçer. Şüphesiz, Agatha Christie de bunun ayırtına çok küçük yaşlarda varmıştı. Yazdıkları hep bildiği ve gördüğü dünyaya dairdi. Arkadaşları, tanıdıkları, askeri beyefendiler, lordlar, hanımlar, dullar, doktorlar ve kadın oyuncular gibi etrafında olduğu çevrelere dair gözlemlediklerini kaleminin süzgecinden geçirerek kâğıda dökmeyi tercih etti. Köy politikalarını, aile içi kıskançlıkları, yerel çekişmeleri ezelden beridir gözlemledi ve bu konulara dair tespitlerini de yeri geldikçe hikâyelerinde paylaştı. Bu tespitleri o denli yerindeydi ki, Mathew Prichard, Christie’yi “Konuştuğundan daha çok dinleyen, göründüğünden daha çok gören kişi” olarak tanımlar...

Unutulmaz Karakterler, Unutulmaz Romanlar


Polisiye denilince akla gelen ilk isimlerden birisi olması, tesadüf değil. Agatha Christie yıllar boyunca yazdığı romanlarla ortaya koyduğu sağlam ve nitelikli kurguların yanı sıra her an satırlar arasından fırlayacakmış gibi görünen gerçekçi karakterleri sayesinde kitapseverlerin gönlünde sarsılmaz bir yer edindi. Bu yer edinişin temelleri, pek çok yayınevi tarafından geri çevrilen romanının 1920 yılında Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edilmesiyle atıldı. ‘Styles’ isimli bu roman, Agatha Christie’nin kaleminden çıkan ilk Hercule Poirot romanıydı. Poirot; zekâsı, nüktedan tavrı, gözlemciliği ile nam salan Belçikalı bir dedektif karakteridir. “Küçük gri hücreler” olarak tabir ettiği beynini kullanarak çözdüğü cinayetler sırasında İngiliz aristokrat kesiminin gizli yönlerini ortaya saçmasıyla bilinir. Edebiyat âleminin en meşhur karakterlerinden birisi olan Hercule Poirot; 33 roman ve birçok hikâyede karşımıza çıkar.

Poirot’nun yanı sıra Miss Marple isimli yaşlı, tonton ama bir o kadar da cevval bir dedektif teyze olan karakteri de Christie’nin başarısını ortaya koyduğu gerçekçi yaratımlar arasındadır. Nitekim, Miss Marple’ın yaşadığı St. Mary Mead kasabası tamamen hayalî bir kasabadır! İngiliz polislerini utandıracak denli hızlı ve mantığa uygun bir şekilde çözüme kavuşturduğu davalar ile ünlenen bu yaşlı dedektif; 12 romanda ve sekiz öyküde karşımıza çıkmaktadır.

Agatha Christie Deyince Akla...


Hemen, onun adı gelir: Pera Palas!

Agatha Christie, en meşhur romanlarından birisi olarak kabul edilen “Doğu Ekspresi’nde Cinayet” romanını İstanbul’da, Pera Palas Oteli’nde kaleme aldı. 1926 – 1932 yılları arasında pek çok kez Pera Palas Oteli’nde konaklayan, “Doğu Ekspresi’nde Cinayet”i de bu ziyaretleri sırasında kaldığı 411 numaralı odada yazan Christie’nin bu ziyaretleri sırasında on bir günlüğüne ortadan kaybolduğu bilinir. Bu gizemli hikâyeyi, yazarının ölümünün akabinde 1979 yılında filme dönüştürmek isteyen Warner Bros şirketinin senaryoyu renklendirmek için buldukları ünlü medyum Tamara Rand’ın açıklaması ise işleri ‘biraz’ karmaşık hâle getirir. Çünkü Rand’a göre Christie tek bir mesaj vermiştir:

“Benim kayboluşumun sırrı, Pera Palas Oteli’nde gizlidir!”

Tamara Rand, medyumluğuna güvenerek Christie’nin ruhunu bir kez daha çağırdığında ünlü yazar bu kez medyuma bir anahtardan bahsederek bu anahtarın, otelin o dönemki sahibinin yalısındaki gizli bir odayı açacağını ve bu odada bulunacak olan hatıra defterinde kaybolduğu 11 güne dair bütün detayların yazılı olduğunu belirtir.

1979 yılının 7 Mayıs’ında, dünya basını ile birlikte Medyum Rand, Pera Palas’ta buluşurlar. Yazarın, medyumun iddiasına göre, söylediği ahşap zeminler araştırılırken gerçekten de tam olarak belirtilen yerdeki döşemenin kaldırıldığı ve beton zemin ile ahşap döşeme arasındaki bölümde paslı bir anahtarın durduğu görülür...

Kidega İçerik Ekibi
Alper Kaya