Sepetim 99 ÜRÜN

Sepetiniz Henüz Boş!

Toplam Tutar
    Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood
    12.02.2018

    1939 yılında Ottowa’da doğan Margaret Atwood, ütopya ve distopya kavramları arasındaki sürekliliğe dikkat çekerek “üstopya” adını verdiği kendine özgü bilimkurgu romanlarıyla tanınan Kanadalı bir yazar, şair, eleştirmen, denemeci, feminist ve çevre aktivistidir. Dünyanın her yerinde kadın hakları alanındaki çalışmalara verdiği destekle de tanınır. Kör Suikastçı romanıyla Man Booker Ödülü’nü alan Atwood, 2017’de Alman Kitap Basım ve Yayıncılar Derneği Borsa Birliği tarafından verilen Barış Ödülü’ne layık görüldü.

    Atwood’un 1985 yılında yayınlanan romanının orijinal adı “The Handmaid’s Tale.” 1990 yılında sinemaya da uyarlanan bu roman, daha sonra opera ve baleye dönüşerek sahnelendi ve nihayet bir çizgi roman olarak da raflardaki yerini almak üzere. 2017 yılında birinci sezonunun ilk on bölümü gösterilen dizisiyle 2017 Emmy Ödülleri’nde (69. Emmy) 10 ödül aldı. Kitabın ABD’deki satışlarında görülen artışın tek nedenin dizinin başarısı değil aynı zamanda Donald Trump’ın başkan seçilmesi olduğu, dolayısıyla Atwood’un anlattığı öykünün geniş kesimlerin kaygılarını yansıtmaya devam ettiği belirtiliyor. Bu tespitin ne denli isabetli olduğu ise ABD’nin Teksas eyaletindeki bir lisede romanın “cinsel içerikli” olduğu ve “Hristiyanlara saygısızlık” ettiği gerekçesiyle yasaklanmasından anlaşılıyor. “Damızlık Kızın Öyküsü” Türkiye’de ise ilk kez 1992 yılında çevrilip yayınlandı.

    Ataerkil bir düzenin içinde, Gilead’da geçiyor hikâye. Kadınların bütün hakları ellerinden alınmış. Kimi doğurgan kadınlarsa yönetici sınıfın çocuklarını doğurmak üzere seks köleliğine zorlanıyor. Büyük bir çoğunluk ise kısırlaştırılıyor ve bu kadın distoyasında birer metaya dönüştürülüyorlar. Doğurganlıklarını sürdüren kadınlar ise kendilerinin değil, erkeklerinin adlarıyla anılmaya başlıyorlar. Askeri bir teokrasinin ürettiği bu distopyada kurallara uymayan kadınlar ise ya sürgüne gönderilerek ya da idam edilerek cezalandırılıyorlar. Kulağa ürkütücü gelebilir, ama Atwood’un bu romanı kadınlara ve geleceğe ilişkin bir uyarı niteliğinde. Ekim 2017’de Soutbank Centre’da yaptığı bir konuşma sırasında Atwood “Bu kadar haklı çıktığım için çok üzgünüm, ama ben bir peygamber değilim...” diyerek uyarısının ciddiyetini bir kez daha hatırlattı.

    Bir günce diliyle aktarılan öyküde bir zamanlar normal bir hayat yaşayan anlatıcı Fredinki, kendi yaşadığı çevrenin ve dünyanın ne kadar da hızlı değiştiğini, teokratik distopyanın nasıl da göz açıp kapayıncaya kadar bir tüm coğrafyaları etkisi altına adığını anlatıyor. Atwood’un dehşetli bir kavrayış ve kaygıyla şekillendirdiği bu dünyaya, anlatıcının gündelik hayat tecrübeleri aracılığıyla adeta kayıveriyorsunuz. Bu da okudukça Atwood’dun üstopyasının gücünü giderek neredeyse iliklerinizde, teninizde, hatta nefes alışverişlerinizde hissediyorsunuz.

    Romanın en çarpıcı yanlarından biri de, böylesi bir distopyada bile yaşama arzusunun insanları terk etmediğini, koşullar zorlaştıkça hayatta kalmak için başvurulan yolların içerdiği acı-yaratıcılığın gelebileceği düzeyi tasvir etmesi. Katı ve adaletsiz yasaların sakatladığı bu siyasi çerçevede kadınların hayatları pamuk ipliğine bağlı. Onlar da bütün dikkatleriyle bu yeni hayatı gözlüyor ve yaşama tutunmanın yollarını arıyorlar. Bazen bir cümlenin anlamını öğrenerek kendilerine yeni bir yol çiziyor, hatta yarattıkları küçük düzenlerde “efendi”lerini tahakküm altına almanın bir yolunu buluyorlar. Kimi zaman da içine hapsedildikleri alanların her gün bir köşesini yeniden ve yeniden keşfederek yaşadıklarına kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. Düşünmekten ziyade dayanmaya, tahammül etmeye çalışıyorlar. Çünkü bulundukları dünya ve yaşadıkları hakkında düşünecek ve kendilerine acıyacak zamanları yok. Koşuları zorlamak ve hayatta kalmak zorundalar.

    Damızlık Kızın Öyküsü ilk bakışta da son bakışta da hayli depresif bir roman. Yıllar değiştikçe insanların daha çağdaş ve daha anlayışlı olacağı yolundaki umutları kırabiliyor kimi noktalarda. Ama böylesine iyi tasvir edilmiş bir karanlıkla yüzleşmenin insanı güçlendiren bir yanı da var. Atwood’un anlattığı bu dünyada sevgiyi, aşık olmayı unutanlar yalnızca hükmedilenler değil. Aksine asıl hükmedenler bilmiyorlar artık bu duyguları. Damızlık Kızın Öyküsü’nün karakterlerinden biri olan Lydia Teyze bütün bu dehşetengiz manzaranın sebebini de söylüyor: “Ölmeye yüz tutmuş bir toplumduk, çok fazla gerçek yüzünden.”

    Kurulan distopyanın içerisinde sadece kadınlar değil yüksek rütbeli olmayan erkekler de bir hayli hak ihlaline uğruyorlar. Atwood’un tasvir ettiği dünyanın toprağı kimyasal zehirlerle yüklü, havası, suyu radyasyonla ölümcülleşmiş bir cehennem. Damızlık Kızın Öyküsü’nün, bu çağda okurlarını bu kadar rahatsız etmesine rağmen bu kadar büyük bir karşılık görmesinin sebebi, bu distopyayı hazırlayan sebeplere rahatsız edici derecede aşina olmamızdır muhtemelen. İnsanları, sahip oldukları her niteliğe göre kategorize edip sınıflandıran ve sonra da birbirlerini şiddetle ezebilecekleri bir yasa düzeni kuran toplumlara ne yazık ki yabancı değiliz. Donald Trump’ın seçimleri kazanmasının ardından kürtaj meselesiyle ilgili konuşmaları, bir grup kadının “Damızlık Kızın Öyküsü gerçek olmasın” pankartlarıyla sokaklarda protesto edilmişti. Kadınlar Damızlık Kız kostümleriyle sokaklara çıkarak böyle bir geleceği istemediklerini haykırdılar. Bu itirazlar Trump’ı ve muhafazakarları durdurmaya yetmedi elbette. Ama zaten aciliyet arzeden bir mücadelenin henüz başında olunduğunun herkes farkında.

    Damızlık Kızın Öyküsü, 1985 yılında yayınlandığında pek çok tepki almış. İnsanlar, “Olmaz böyle şey, bizim ülkemizde böyle şeyler yaşanmaz” diye itiraz etmişler en çok. Atwood’un yapmaya çalıştığı şeyin falcılık olmadığı ortada. Aksine, haklara ve özgürlüklere neden sahip çıkılması gerektiğini, politikanın ciddi bir iş olduğunu anlatmaya çalışıyor. Kimse herhangi bir gücün herhangi bir zamanda şeytani ellere geçmeyeceğinden emin olamaz, hele de gücün şeytanlaştıran doğası tarih boyunca binlerce kez kendini sahnelemişken. Daha da fenası, toplumlar başlarına gelen felaketlere alışabilir ve hayatı böylece kabul etmeye meyledebilirler. Atwood’un dikkat çekmeye çalıştığı asıl tehlike de bu zaten. Bu nedenle romanın bir yerinde Lydia Teyze yine devreye giriyor ve kendilerinden sonra gelen nesilde kadınların bu koşullara zaten razı olacaklarını anlatıyor. Çünkü başka türlüsünü hiç bilemeyecekler. Başka bir dünyanın mümkün olduğundan haberdar olmayan kaç kişi, öyle bir dünya için mücadele edebilir ki?

    Bu romanın ve romandan yola çıkılarak yapılan dizinin Türkiye’de de büyük bir karşılık bulması şaşırtıcı değil. Son yıllarda, kadınların bugüne kadar mücadeleyle edindikleri pek çok hakkın nasıl bir anda geri alınabileceğine şahit olduk. Henüz uygulamada karşılıklarını görmesek de, bir an önce geri alınmamaları halinde bütün o düzenlemeler kadınların bireysel ve toplumsal yaşam alanlarını kabul edilemez biçimde sınırlama potansiyeline sahipler. Bu haklara sahip çıkanlarla, umursamayanlar arasında ise kör ve sağır duvarlar yükseldikçe yükseliyor.

    Feminist yazın içerisinde kısa sürede kayda değer bir yer alan romanın bir yerinde,  Atwood’u etkilendiği yazarlar arasında olduğu anlaşılan Ursula Le Guin de geçiyor. LeGuin’in ütopyaların, distopyaların sürekli erkek kahramanlar etrafında örülmesine gösterdiği tepkiyi paylaşıyor Atwood. Gönderme yaptığı bir başka yazarsa, 1984’ünü andığı Orwell.

    Damızlık Kızın Öyküsü’nde de hayat kötülüğe doğru hızla yol alırken bile başkaldıran ya da başkaldırmak için bir araya gelmeye çaba sarfeden insanları görüyoruz. Umutsuz bir roman, ama bu dünyaya alışmak istemeyenler ve asla alışamayacakların da olduğu gerçeğini de teslim ediyor. Belli ki Atwood, bu romanı yazarak insanlara, en çok da kadınlara açık bir çağrıda bulunuyor, bir seçim yapmaları ve yaptığı seçimin sorumluluğunu almaları için: “nolite te bastardes carborundorum”.*

    * “piçlerin sizi ezmesine izin vermeyin.”
Öne Çıkan Blog Yazılarımız
Arama
E-mail adresinizi giriniz
Adet:
Beden:
Seçtiğiniz ürün sepete eklendi
Mail adresini giriniz
Özelleştir
0000 0000 0000 0000
CVC
Ad Soyad
5xx
5xxxxxxxxx
ZUBİZU Kampanyası kullan
Ürün Detayları
Teslimat ve Kolay İade
Ürün Kodu:
Kitap / Yazar / Yayınevi Ara
Önceki Siparişleriniz
Önceki siparişleriniz için tıklayın
Üyelik Bilgilerim
Üyelik Bilgilerim
Veya
En Az 6 Karakter
Toplam Tutar:
Varsa İndirim Kodunuz:
Sipariş Notu
Kapıda ödeme seçeneği 125 TL altı siparişlerde kullanılabilir. 125 TL üstü siparişler için havale, kredi kartı ya da banka kartı ile ödeme yapılabilir.
Açev Bağış
Ürüne daha önceden puanlama ve yorum yaptınız.
Kitap AyrıntılarıÜrün Ayrıntıları
100 TL üzeri kargo bedava!
FIRSATI YAKALA
Ürünler
Teslimat Bilgileri