Yeni dış politika, başlangıçta büyük ölçüde, sağlam bir etik ve demokratik vizyondan uzak, fırsatçı ve faydacı bir siyasetin izlerini taşımaktaydı. Sudan, İran ve Suriye örnekleri bunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Türkiye yıllarca otokratik Nusayri/Baas rejiminin yaptıklarını görmezden gelerek ticari kaygılarla yaklaştığı Suriye ile ilişkilerini realpolitik bir yaklaşımla geliştirdi. Türkiye’nin gözü Sudan’ın petrolünde, İran’ın gazında ve Suriye’nin pazarında oldu. Ankara’nın, 2010 yılının Aralık ayında Tunus’tan başlayarak bölgeye yayılan isyan ve protesto gösterileri karşısındaki tutumu ticari kaygılar, realpolitik ve ayaklanmalara şüpheyle bakan meşruiyetçi duruşu harmanlayan bir mantığa dayanıyor. Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de ayaklanmaların sürdüğü aylarda Türkiye’nin bu ülkelerle ilgili tutumlarında ve politikalarında bir takım değişiklikler olduğuna tanık olduk. Uzun süredir rekabet içinde olduğu ve dişe dokunur ticari çıkarı bulunmayan Mısır’da ayaklanmalar başladığında hemen tepki veren hükümet, Tunus’ta aynı olaylar yaşandığında sessiz ve hareketsiz kalarak önce bekleyip görmeyi tercih etti. Libya’ya yönelik meşruiyetçi politikasında ise 180 derece dönüş yaparak merkantilist realpolitik kurallarına göre oynamayı tercih etti. Suriye’de bir ileri bir geri yapan hükümet sonunda Türkiye’yi Baasçı rejimin karşı kampına yerleştirerek duruşunu tamamladı. -Dr. Cengiz Aktar- Peki, şimdi ne olacak? Türkiye’nin diğer bölgeler, ülkeler ve gruplar için örnek teşkil edebilecek özellikleri nelerdir? Avrupa ülkelerini istila eden ekonomik kriz ve Ortadoğu’daki siyasal rejimlerin devrilmesi göz önüne alındığında, Türkiye bir bilmece olarak karşımıza çıkıyor. Ne Avrupa’nın kriz ekonomisinin kıskaçları altına girmiş, ne de Ortadoğu Bahar’ının rüzgarını almış gibi gözüküyor. Türkiye deneyiminin bir model teşkil edip etmeyeceği ise hem akademik hem siyasal tartışmaların konusu olmaktadır (...) Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu ile olan yakınlığı ve sıkı ilişkilerine rağmen, hem komşularına bulaşan borç ve ekonomik yoksullaşma virüsüne karşı, hem de siyasal iktidara karşı gelişen öfke ve isyan dalgalarına karşı kendini korumayı başarmış görünmektedir. Belki de bu sadece yaşanmakta olan zaman dilimiyle ilgilidir. Eğer öyle ise, yani bu sadece bir zaman sorunu ise, özellikle de Avrupa ve Ortadoğu realitelerinin kavşağında yer aldığından er ya da geç bölgenin sosyal ve ekonomik dinamikleri ile karşılaşmasını beklemeliyiz. Avrupa’da yükselen ve merkez siyasete giderek damgasını vuran aşırı sağ hareketlerin ve partilerin Türkiye’de de bir izdüşümü olabilir. Türk bilmecesi altındaki muammanın bir bölümü ülkenin coğrafik, tarihi ve kültürel konumunda yatmaktadır. Türkiye bir deniz ve Akdeniz ülkesi midir yoksa daha ziyade Orta Asya bozkırlarındaki köklerinden kopmuş bir ülke midir? Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerle ortak bir tarih, Balkan ülkeleri ile akrabalıklar paylaşan bir ülke mi, Avrupa Birliği’ne üyelik için aday olan tek/ilk Müslüman ülke mi, yoksa İslam dünyasının liderliğine mi soyunuyor? -Prof. Dr. Nilüfer Göle-

Nilüfer Göle Kitapları
27,00 ₺
Satışta Değil
SEPETE EKLE

Kitap Ayrıntıları

ISBN: 9786051333267
Kapak: Ciltsiz
Kağıt Cinsi: 1. Hamur
Boyut: Normal
Sayfa Sayısı: 223
Basım: Eylül 2012
Editör: Murat Aktaş
Editör: Pınar Gülter

Nilüfer Göle Hakkında

Nilüfer Göle, Akademik, Araştırma, Araştırma, Tarih & Siyaset kategorilerinde eserler yazmış popüler bir yazardır. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Arap...

Arap Baharı Kitap Yorumları

Yorum eklemek için üye girişi yapmalısın.
Bu kitap hakkında ilk yorum yazan sen ol.